Şifremi unuttum
Forum Son Konular İletişim Dergi
Felsefe | Kültür Sanat | Siyaset | Teknoloji | Yaşa

Ana sayfa > Kültür Sanat > Edebiyat > Esir şehrin İnsanları-Kemal Tahir

Şuan 0 kişi konuyu inceliyor. [ ]

Esir şehrin İnsanları-Kemal Tahir


sfer
28 Haziran 2009
11:00 Pazar
Esir şehrin İnsanları-Kemal Tahir
İhsan: İstanbul’da İngilizlerce hapse atılan, kurtuluş savaşını destekleyen bir gazeteci.
Nedime: İhsan’ın karısı, kocasının gazetesini çıkararak kaldığı yerden devam etmesine çalışıyor.
Kâmil:  İhsan’ın arkadaşı. Birinci Dünya savaşı boyunca Avrupa’da yaşamış bir mirasyedi. Biraz saflıkla, biraz utangaçlıkla gazete işlerinde Nedime hanıma yardım etmektedir. Kitabın başkahramanı olduğundan basit bir mirasyediden farklı olarak tasvir edilmektedir.
Nermin: Kâmil’in karısı


– Beyefendi nasıllar efendim?
– Saygıları var. İyidirler.
– Duyunca çok üzüldüm. Kim bilir siz ne kadar acı çekiyorsunuz! Yok mu bir yolu… Bırakılmasının?
– Yok… ?imdilik…
– Vah vah!
Sessizlik uzayınca Kâmil bey nedense yalan söylemek zorunluluğu duydu:
– Nermin bir kere gitmek istiyor. Ben “İhsan Bey’e danışalım” diyerek geciktiriyorum. 
– Alışmadıkları için üzülürler. Hiç gereği yok!
– Siz alıştınız mı?
Nermin bunu açık bir üzüntüyle sormuştu.
Nedime Hanım, karşısındakinin damarına basmayan bir yumuşaklıkla gülümsedi:
– Elbet! İster istemez…
– Her gidişte ağlıyorsunuzdur.
– Nerede? Mahpushanede mi? Hayır, ağlamıyorum.
– İnanmam. Ağlanmaz mı?
– İlk zamanlar ağlamak ihtiyacı duyuyordum. Hatta birinci, ikinci sefer ağladım. Birkaç kere de, çıktıktan sonra ağladım. Peçeyi ömrümde işte o zaman sevmişimdir. İnsan peçenin arkasında rahatça ağlar. Sonra alıştım galiba… Bir de düşündüm ki, ağlarsam onu daha çok üzerim.
– Hasta yoklamasına benziyor mu?
– Aşağı yukarı… Siz bir hastaneye hasta ziyaretine hiç gittiniz mi?
– Hayır!
– Öyleyse bakın nasıl? Hastaneye gidenler, hele hastalarını bir önceki gidişte biraz ağır bıraktılarsa, ya da tehlikeli bir hastalıksa, “Acaba sağ bulacak mıyım?” diye telaşlı bir korku içinde olurlar. Mahpushanede öyle bir tehlike yok… Bilirsiniz ki sıhhatli bir adam sizi bekliyor. Yeni tıraş olmuş, rabıtalı giyinmiş, güler yüzlü, çünkü sizi gördüğü için mutlu birisi… Bir an düşündü. Ama hapislik fazla uzar, siz de biraz dikkatli olursanız, gene bir sakatlık fark edersiniz. Hürriyetsizlikle, sözgelimi kör ya da topal olmanın arasında bir benzerlik var galiba… Sonra saatler iki taraf için de pek hızlı geçer, ya da hiç geçmek bilmez! Oradaki ayrılış, başka ayrılışların hepsinden zordur. Diğerlerinde, oradaki kadar imkansızlık olamaz. Çok bunalırsanız her şeyi göze alır birlikte gidersiniz, ya da birlikte kalırsınız! Böyle bir imkan yoktur cezaevlerinde… Hani hastanede insan sağlıklı oluşundan hicap duyar. Mahpushanede de ziyaretçi hür oluşundan utanır. Hastaneden çıkınca insansa çoğu farkına bile varmadan, “?ükür ben sıhhatliyim!” diyen pis, kaba bir sevinç gelirmiş. Belki mahpushane ziyaretinden çıkanlar da aynı şeyi hür oldukları için duyarlar. Ama, ben şimdiye kadar hiç böyle düşünmedim. Siz ne dersiniz Kâmil Bey?
– Ben sizin kadar güçlü değilim… Bazen hür olduğumu zannederek sevindiğim oluyor. Esir bir şehrin, hatta esir bir memleketin esirlerinden herhangi birisi olduğumu unutuyorum da…
– İhsan’ın dediği gibi… “Bir kafese kapatılmış kuşla, bir odaya kapatılmış kuşun farkı.” İhsan beni işte böyle teselli eder.

(E?İ sf. 194)


İletişim | Üye olmak istiyorum | Şifremi unuttum
Son bir saattir 6 kişi sofistike'de [ ]